Acının Öznelliği Acıyı Paylaşma(ma)K

‘’Acı ve üzüntü engin bir bilinç ve derin bir yürek için kaçınılmazdır.’’ diyor Dostoyevski. Ben de çektiğim ve bundan sonra çekeceğim bütün acıları bu ikisine borçluyum sanırım: Engin bir bilinç, derin bir yürek. Bu durum beni çok rahatsz ediyor mu derseniz, emin değilim. Sanırım çok da rahatsız etmiyor, hoşuma gittiğini bile söyleyebilirim. Hatta bazen acı çekmekten zevk alan bir sadomazoşist miyim diye düşünmüyor da değilim. Yine de bazı geceler acaba hiçbir şeyin farkında olmayan, gamsız bir cahil olsaydım nasıl bir yaşamım olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Eşim büyük ihtimalle ikincisi olmamı isterdi. Çünkü benim sürekli ortalarda mutsuz bir şekilde gezmemden pek de memnun değil kendisi. (Aşk acısı çektiğimi falan sanıp kıskanıyor bile olabilir, emin değilim.) Sanırım yıllardır anlaşamadığımız tek konu bu: Ben acıların, mutluluk gibi müşterek olmasına karşıyım. Tamam, evli olabiliriz, birlikte bir hayatı paylaşıyor olabiliriz ama bu acılarımızın da müşterek olması gerektiği anlamına gelmiyor bence. Herkesin kendi münferit acıları olabilmeli. Çünkü kişilerin acıdan ne anladıkları, acı eşikleri birbirinden çok farklı. Hatırlayın, Nietzche babası öldüğü zaman bile ağlamamıştı, belki üzülmemişti bile. Sevgilisi Solome, onu terk ettiğinde de… Ama sokakta bir atı kırbaçlanırken görünce dayanamayıp atın boynuna sarılıp ağlamıştı. Yani acılar biraz da özneldir diyebiliriz. Onu nasıl yorumladığımızla, nasıl ve ne kadar dayanabildiğimizle alakalıdır. Bazen bir insanın ölümüyle, bir insanın ağzından çıkan çok basit iki cümle aynı acı etkisini yaratabilir farklı insanlarda. Bu durumda ölüme üzülen, onun acısını duyan kişi tabii ki diğerini anlamayacak, ‘’Buna mı üzüldün gerçekten, bu mu senin canını yaktı?’’ diye diğerinin acısını küçümseyecektir belki de. Belki hiç haddi olmadığı halde yargılamaya bile kalkacaktır. O yüzden ben diyorum ki: Acılarımız müşterek olmamalı, onları paylaşmamalıyız. Her şeyi de paylaşmayıverelim canım! O eksik kalsın! Ha bir de bir söz var ya ‘’Mutluluk paylaştıkça artar, acılar paylaştıkça azalır.’’ O da külliyen yalan! Sen en  yakın dostuna derdin anlatıyorsun, saatlerce çektiğin acıları anlatıyorsun. Karşılığında aldığın cevap: Takma ya! Boş ver! Sıkma canını! Aman buna mı üzüldün?! Acı çektğimiz yetmezmiş gibi bir de sinir hastası edecekler bizi. Bir de şey yapan bir grup var: Siz derdinizi, üzüntünüzü anlatınca hemen kendi acılarıyla kıyaslayanlar.  Ya ben bugün şöyle bir şey yaşadım, çok mutsuzum, yaralıyım diyorsun. Daha cümlen bitmeden, ya ondan ne olacak ben geçen hafta şöyle bir şey yaşadım deyip başlıyor kendi dertlerini anlatmaya. Tamam kardeşim, en çok sen acı çektin, sen benden daha çok acı çektin tamam!

Şükrü Sar

Leave a comment