İnanmak İsteyen İnanır

Bu yazımda ‘‘inanmak’’ kavramı hakkında konuşmak ve bu kavramı psikolojik açıdan yorumlamak istiyorum. Sözlükte, bir şeyi doğru ve gerçek olarak kabul etmek anlamına gelen bu sözcük insanların zihninde de birçok şeyi kapsayacak şekilde bulunuyor. Batıl inançlar, burçlar ve astroloji, fallar, nazar gibi bilimin gerçekliğini kabul etmediği ancak belli bir kesim tarafından hala güçlü bir şekilde inanılan bazı kavramlar vardır. Bu kavramları teker teker psikolojik açıdan yorumlayalım.

Batıl inançlar ile başlayalım. Gerçek hayatta karşılığını bulabileceğimiz bazı olaylar vardır. Bu olayların karşılığını bulabilmek için biraz araştırma yapmak ve biraz geniş düşünmek yeterlidir. Örneğin eli kaşınan bazı insanlar kesin para gelecek diyerek kendilerini avuturlar. Oysa el kaşıntısının bir sürü nesnel sebebi olabilir. Bir cilt sorununuz olabilir, bir şeye allerjiniz olabilir, istemeden dokunduğunuz pis bir şey elinizde kaşıntıya neden olmuş olabilir. Diyelim ki son ihtimal gerçek, elinizi yıkadığınız an kaşıntı geçecektir hatta o pis şeye hiç dokunmasaydınız eliniz hiç kaşınmayacaktı ve para ile ilgili yorum yapamayacaktınız. Başka bir açıdan bakarsak kaşıntı geçtiği zaman kesin param eksilecek diye bir yorum yapar mıydık? İşin psikolojik tarafı şu: İnsanlar kendi kendilerine küçük mutluluklar yaratmak ve bununla avunmak istiyorlar. Para gelecek düşüncesi akla gelirken param eksilecek düşüncesinin gelmemesi buna örnektir. Tehlikeli olan ise bunu tamamen gerçek olarak görmek ve bilimsel düşünceye kapalı olmaktır.

Burçlar ve astroloji, şüphesiz en çok inanılan ve gerçek kabul edilen kavramlardır. Gezegenlerin hareketlerinin ve doğduğumuz zaman diliminin kişiliğimize etki ettiğini söylemek; biyoloji, sosyoloji, psikoloji ve daha birçok bilimin çalışmalarını, bulgu ve kanıtlarını hiçe saymak demektir ve en iyi tabirle cahilliktir. Peki insanlar burçlara neden ve nasıl inanır, doğruluğunu nasıl kabul eder? Bir kişiye, sen şu ayda doğduğun için bu özellikleri taşıyorsun deniyor (ki bu özellikler her zaman iyi ve istenen şeyler oluyor) o da buna inanmak o özellikleri kendine yormak istiyor. Esasında insan istediği her şeyi kendine yorabilir. Yolda bulduğunuz bir taşı bile ‘‘ bu taş beni anlatıyor, onun sivri tarafları benim sivri dilimi yansıtıyor’’ gibi saçma bir cümle kurarak kendinizle özdeşleştirebilirsiniz. Bunu bile yapmak mümkünken yazılmış iyi özellikleri üzerimize almak ne kadar mümkün ve kolaydır bir düşünün. Psikolojik boyutu ise gayet açıktır.

Falların da burçlardan geri kalır bir yanı yok desek yeridir. Çeşit çeşit aldatmaca ve para tuzağı barındıran fallar bugün hala insanları kendine çekiyor.Birisi bir kahveden veya başka bir şeyden sizin kişiliğiniz ve hatta geleceğiniz hakkında bir şeyler söylüyor siz de gözlerinizi açarak onu dinliyorsunuz. Aradan bir süre geçtikten sonra başınıza bir şey geliyor ve ilk sözünüz şu oluyor: ‘‘Aa falcı söylemişti bak tuttu.’’ Hadi bilim ne diyor bakalım. Psikolojide buna kendini gerçekleştiren kehanet denir. Bir olayı zihninizde çok fazla döndürüp durursanız bir süre sonra davranışlarınız da buna göre şekillenmiş olur çünkü beyniniz o olayı siz farkında olmadan bir amaç haline getirir. Diğer yandan da başınıza gelen olayları canınız nasıl isterse öyle yorumlamak gibi bir özgürlüğünüz vardır. Falcı dedi diye böyle oldu, ben dikkat etmediğim için böyle oldu veya rastlantı sonucu böyle oldu diyebilirsiniz, bu tamamen sizin inisiyatifinizdedir.

Son olarak nazar kavramına gelmeden önce bu kavramı dini olarak değil tamamen psikolojik olarak yorumlayacağımı belirtmek isterim. İnsanlar kötü bir olay yaşadıklarında üzülürler öfkelenirler isyan ederler ve daha birçok olumsuz duygu yaşarlar. Yine insanlar, yaşadığı olumsuz olayları ve duyguları bir nedene bağlamak ve duygularını somut bir nesneye yöneltmek isterler ki bu da insani ve psikolojik bir ihtiyaçtır. İnsan bu ihtiyaçlarını giderdiği zaman bir rahatlama yaşar. Başıma bu olay neden geldi? Kesin üzerimde nazar var o yüzden oldu. Falanca kişinin nazarı değmiş olabilir. Bu şekilde tepki verildiğinde olayın nedeni çözülmüş olur. Öfke üzüntü gibi olumsuz duygular somutlaşarak bir nesneye yönelmiş olur ve insan rahatlar.

Tüm bu inançlar insanın ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır bunlara inanmak bir yere kadar masum, bir yerden sonra tehlikelidir çünkü kişinin içindeki bilimsel düşünceyi köreltebilir.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Mustafa Kemal Atatürk.

                                                                                 Samet Mutlu

Leave a comment