Hayatta hobi edinmek ve bunlarla vakit geçirmek güzel şeydir. Kitap okumak, müzik dinlemek, gezmek, eğlenmek… Tüm bunların ortak özelliği bir tüketim içermesidir. Bunda bir mahsur yoktur, bunları hepimiz yaparız. Peki üretmek? Burada işlerin biraz değişmesi gerekiyor. Üretmek dediğimiz şeyin müzik dinlemek yerine müzik yapmak, kitap okumak yerine kitap yazmak ve buna benzer şeyler olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda tüketmekten çok daha zor olduğunu, herkesin yapamadığı ve yapamayacağı bir şey olduğunu da bilmeliyiz. Peki sizce işler bu şekilde mi yürüyor?
Çağımız herkesin her şeyi yaptığı, kendinde yapma cesaretini ve cüretini bulduğu bir çağ. Bir şeyler üretebilmek için gereken yetenek, ilgi, bilgi, eğitim, tecrübe gibi niteliklere hiç itibar edilmeyen, üretimin de bundan dolayı değerini kaybettiği bir çağ. Üretmek dediğimiz şeyi yeteneği olan da olmayan da yapıyor, bilgisi ve konu hakkında hiçbir fikri olmayan da. Örneğin hayatında hiç kitap okumamış biri kitap yazıyor, müzik kulağı olmayan bir insan şarkı besteliyor. Bundan daha korkunç olanı ise tüketiciler. Tüketiciler üretilen hiçbir eserde nitelik aramıyor, seçmiyor, iyi eser ile kötüsü arasındaki farkı bile anlayamıyor. Eline aldığı sıradan bir eseri bile övgüleriyle göklere çıkarıyor. Bunu yapmasının nedeni hayatı boyunca nitelikli bir eser görmemiş olması olabilir.
Gelelim üretim facialarının sahiplerine; bu insanlarda yukarıda bahsettiğimiz ilgi ve yetenek gibi nitelikler kesinlikle aranmaz. Niteliksiz eserlerini bilinçsiz tüketiciye bir şekilde ulaştırırlar. Böylece gerçek anlamda bir şeyler üreten yetenekli insanlar gölgelenmiş olur. Sonuç olarak niteliksiz eserler, bilinçsiz tüketicilere ulaşır ve gerçek sanattan mahrum kalmış bir toplum ortaya çıkar. Bu durum kar topu misali büyüyerek bir çığa dönüşür.
Bir gün bu kartopunun önünü kesebilmek dileğiyle…
Samet Mutlu
Leave a comment