Yağmur, geceden beri motelin çatısına vuruyordu. Ne bir ses ne bir sessizlikti bu yalnızca varlığını
hatırlatan bir nefes gibi.Pencerelerde titreyen ışık,bir odadan diğerine süzülüyordu; zaman, dört duvar
arasında yavaş çekimde ilerliyordu.
Bir kadın uyanıktı.Yatağın ucunda açık duran valiz,içinde aceleyle toplanmış birkaç parça hayat.Bir
gömlek, birkaç sayfa, bir yarım umut.Odanın duvarları başka şehirlerin gölgeleriyle doluydu.Sanki her
şehir, ondan bir şey almış,geriye biraz daha sessizlik bırakmıştı.Bir çay koydu, sonra unuttu.Kupanın
kenarından yükselen buharusulca kayboldu tıpkı onun sesine benzeyen bir buhar gibi.Kendi adını
mırıldandı;o an, isminin yankısı bile tanıdık gelmedi kulağına.Bir yabancı gibi söyledi,ve sanki o
yabancı, biraz da kendisiydi.
Bir adam, odasında sessizce oturuyordu.Masanın üzerinde küçük bir defter, yanında eski bir
kalem.Sayfalarda titrek satırlar,sanki birini değil, kendini ikna etmeye çalışan cümleler.
Her harf dikkatle yerleştirilmiş,her nefes bir düzen duygusuna yaslanmıştı.Disiplinin içinde huzur
arıyordu,ama o huzurun her zaman bir gölgesi olacağını biliyordu.Bir an durdu, kalemi havada asılı
kaldı.Tavana baktı, dudaklarının arasından sessizce döküldü: “Ya ben de hata yaparsam…
”O cümle,
odanın içinde yankı bulmadı.Sadece kalbinin içinde dönüp durdu ölçülmüş, tartılmış, yine de ağır bir
korku gibi.Sonra yeniden yazmaya başladı,ama artık satırlar değil, nefesleri hizalıydı.
Bir başka odada bir telefon ışığı yanıyordu.Genç bir adam, parmaklarının arasında küçük bir evren
tutuyordu.Ekranda kelimeler birikip dağılırken,yüzünde yarım kalmış bir cesaretin gölgesi vardı.Bir
mesaj yazdı.Basit, kısa, ama içinde bir ömürlük suskunluk gizliydi.Yazdı, okudu, bekledi.Parmağı
“gönder” tuşunun hemen üzerindeydi ama dokunmadı.Sanki dokunursa bir şey sonsuza dek
değişecekmiş gibi.O cümle orada kaldı,ekran ışığı söndü, kelimeler görünmez oldu.Ama mesaj hâlâ
oradaydı.Gönderilmeden de var olabilen bir duygu gibi,bir nefesin içinde asılı,henüz söylenmemiş bir
sevgi kadar sessizdi. 5
Yağmur azaldı.Gecenin içine sabah
karıştı.Motel kokusu, yağmurun
ardından gelen taze havayla
değişti.Bir odada bir yazar
oturuyordu.Defteri önünde, sayfası
boş.Sadece dinliyordu.
Duvardan duvara dolaşan
nefesleri,aynı sessizliğin içinde
birbirine değmeden yaşayan
kalpleri.Bazen başını
kaldırıyor,yağmurun yerini alan
sessizliğin ritmini izliyordu.
Sabah, kırık bir ışıkla doğdu.Kahvaltı
salonunda tost kokusu,çaydan
yükselen buhar,camlardan içeri sızan
ılık bir aydınlık.Kadın pencere
kenarında,adam gazeteyi açmış,
genç çayını karıştırıyor.Yazar köşede
oturuyor;elleri defterin
kenarında,bakışları bir anlığına
hepsine değiyor ama hiçbirine ait
değil.
O anda kapı açıldı.Bir ailenin sesi
doldu salona.Küçük bir çocuk koşarak
içeri girdi,ellerinde oyuncak bir
araba,kahkahası duvarlara çarparak
yayıldı.Arkasından anne, baba ve bir
kardeş ellerinde tabaklar, birbirine
karışan seslerle.Sandalyeler
çekildi,ekmek sepeti devrildi,çocuğun
kahkahasıyla karışan bir “aman
dikkat et” sesi…Bir an için salonun
havası değişti.O kahkaha, odanın
ortasındagörünmez bir sıcaklık gibi
dolaştı.
Kadın başını kaldırdı;gözleri o çocuğa
takıldı.Bir an, geçmişinde unuttuğu bir
pazar sabahını hatırladı.Adam,
gazeteyi indirdi,kelimelerin ardında
aradığı düzenin yerine birdenbire ev
kokusu geldi burnuna.Genç, elindeki
çayı yavaşça bıraktı,gülümsemeyi
unuttuğu bir anı hatırladı belki de.Ve
yazar, o anı defterine değil, kalbine
yazdı.
Salon yeniden kendi sesine döndü,kaşıklar bardaklara
vurdu,çocuğun sesi azaldı.Ama o sıcaklık,sanki
duvarlarda asılı kaldı.
Yazar defterini açtı,kalemiyle yavaşça yazdı:
“İsimler bilinmedi,yüzler ezberlenmedi.Yalnızca
aynı şey hepsinin içinden geçti.
”
Bir süre baktı kelimelere.Sayfanın altına küçük bir boşluk
bıraktı ve o boşluğa sessizce ekledi:
“Aynı çatının altında.
”
Defteri kapattı.Pencereden süzülen ışık,masalara aynı
tonda vuruyordu.Yağmur dinmişti.Ve o sabah,kimse fark
etmese de,birbirine yabancı dört hayatbir anlığına aynı
sessizliğin içinde buluşmuştu.
Bengü Naz Türkmen-Öykü
Leave a comment